yalçın

yalaka

<? TTü yalak yalayan, yalanan

yalama

<? TTü yala- yalamak +mA

yalan

<< ETü yalġan iftira, töhmet ETü yalġa-/yala- 1. yalamak, 2. iftira etmek, dil uzatmak +In ETü *yalıġ dil +(g)A-

yalapşap

?

yalaz

<< OTü yalabız/yalawız alev OTü yalabı- alevlenmek, parlamak +Uz

yalçın

TTü: "parlak" [ Asım Ef., Kamus-ı Muhit terc., 1800]
El aṣṣa [Ar.]: Bir nesneyi mühre tahtası gibi düpdüz, yalçın eylemek manasındadır. TTü: [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
yalçın: Düzlenmiş (kaya). TTü: [ TDK, Türkçe Sözlük, 1. Baskı, 1945]
yalçın: Düz ve çıplak, sarp (kaya).

TTü yalav/yalın parıltı +çIn TTü yal- yanmak, parlamak

 yalım

Not: TTü yalav/alav, yalın, yalabız/yalaz "alev, parıltı" ve yalabı- "parlamak" sözcükleriyle bağlantılıdır. • +çIn eki kögerçin "güvercin" ve sarıġçın "sarışın" gibi renk deyimlerinde görülür. • Karş. ETü yalçık "ay, mehtap".


12.06.2015
yaldız

≈ ETü/TTü yulduz parıltı, yıldız

yalelli

Ar yā lallī يا للّى znakarat sözü, laylom

yalı

OYun yiáli γιάλη zsahil, deniz kıyısı, özellikle kıyı kumsalı [mod. gialós] << EYun aigialós αιγιαλός za.a.

yalım

<< OTü yalın/yalım alev, parıltı ETü yal- yanmak, parlamak +In

yalın

<< ETü yalıŋ çıplak ETü yalın- soyunmak, soyulmak +I(g)