sedye

sedatif

Fr sédatif sakinleştirici, müsekkin OLat sedativus a.a. Lat sedare [den.] oturtmak +()tiv° Lat sedes oturak

sedef

Ar ṣadaf صَدَف z [#ṣdf faˁal ] 1. istiridye, deniz kabuğu, 2. bir cilt hastalığı

sediman

Fr sédiment çökelti, tortu Lat sedimentum Lat sedere, sess- oturmak +ment°

sedir1

Ar ṣadr صدر z [#ṣdr faˁl ] 1. göğüs, 2. bir şeyin ön ve ileri kısmı, baş köşe

sedir2

Fr cèdre sedir ağacı EYun kédros κέδρος za.a.

sedye

[ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
sedye: Teskere, hasta taşıdıkları oklu taht.

İt sedia oturak, her çeşit sandalye İt sedere oturmak << Lat sedēre, sess- a.a. << HAvr *sed- a.a.

Not: Aynı HAvr kökten Sans sīdati, İng sit, Alm sitzen, Rus sidet' "oturmak", Lat sēdare "teskin etmek", İng set, Alm setzen "oturtmak", EYun ʰédra "oturma yeri". Ni "aşağı" edatıyla Sans nisīdati, Erm nisd- նիստ-, Fa nişastan "oturmak", Lat nīdus, İng nest "kuluçka yeri, yuva".


10.12.2015
sefahat

Ar safāha(t) سفاهة z [#sfh faˁāla(t) msd.] akılsızlık, utanmazlık, zevk ve eğlence Ar safiha سفه zakılsız idi

sefal(o)+

Fr céphalo+ İng cephalo+ [bileşik adlarda] kafa EYun kephalḗ κεφαλή zkafa << HAvr *ǵʰebʰ-l- a.a.

sefalet

Ar sufāla(t) سفالة z [#sfl fuˁāla(t) msd.] aşağı veya aşağıda olma, aşağılık olma Ar safala سفل zaşağı idi (≈ İbr/Aram #şpl שפל zaltta veya aşağıda olma, sefil olma ≈ Akad şapālu alt, aşağı )

sefarad

Fr séfarade İspanya Yahudisi Lad sefaradi a.a. İbr səfārad סְפָרַד zTevratta adı geçen bir batı ülkesi, belki İspanya

sefaret

Ar safīr سفير zelçi Ar safar سفر zyolculuk, sefer