kullukçu

kulak

<< ETü kulkak/kulġak kulak, işitme organı

kulampara

Fa ġulām-bāre هغلامباره zoğlan düşkünü, oğlancı § Ar ġulām غلام zoğlan, uşak Fa +bāre باره zdüşkün, tutkun

kule

Ar ḳulla(t) قلّة z [#ḳll fuˁla(t) mr.] zirve, doruk Ar ḳalla قلّ zyükseltti, kaldırdı

kulis

Fr coulisse asansör boşluğu, tiyatroda dekorun hızla indirilmesini sağlayan şaft, tiyatroda perde arkası Fr coulis akışkan, akıntı Fr couler akmak << Lat colare [den.] (bir delikten) akmak, elekten geçmek Lat colum elek

kullan|mak

ETü kul hizmetçi, köle +lAn-

kullukçu

TTü: [ Kul Mes'ud, Kelile ve Dimne terc., <1347]
anuŋ kullukçıları arasında ili şaġal [çakal] var-ıdı, birisinüŋ adı Kelīle ve birisinüŋ adı Dimne idi [ Lugat-i Ni'metullah, 1540]
χidmetkār [Fa.]: kullukçı

TTü kulluk köle, hizmetkâr +çI

 kul


27.05.2015
kulp

Ar ḳulb قُلْب z [#ḳlb fuˁl ] halka, bilezik Ar ḳalaba قَلَبَ zdöndürdü, çevirdi, eğirdi

kuluçka

≈ Sırp kloçka tavuğun yumurta üstüne yatması ≈ Bul kvaçka a.a.

kulun

<< ETü kulun at yavrusu

kulunç

≈ Ar ḳūlanc/ḳūlinc قولنج z [#ḳlnc q.] özellikle bağırsakta ani ve şiddetli sancı, kolik Yun *kōlingós κωλιγκός z << EYun kōlikós κωλικός za.a. (Kaynak: LS sf. 1016: Dsc 2:54, Gal 8:40)EYun kṓlon κώλον zkalın bağırsak

kulübe

Fa kulba/kurbe كلبه/كربه zküçük oda, hücre, dükkân EYun kalýbē καλύβη z [pp.] a.a. EYun kalyptō, kalyb- καλύπτω zörtmek, saklamak <? HAvr *ḱel- saklamak