kavlak

kavil

Ar ḳawl قول z [#ḳwl faˁl msd.] söyleme, söz Ar ḳāla قال zsöyledi, dedi

kavilya

İt caviglia bilek kemiği, kalın çivi << Lat claviculus [küç.] Lat clavus çivi +icul°

kavim

Ar ḳawm قَوْم z [#ḳwm faˁl ] bir bölgede yaşayanlar, ulus, kavim ≈ Ar ḳāma قَامَ zdurdu

kavis

Ar ḳaws قوس z [#ḳws faˁl msd.] yay, kavis Ar ḳāsa قاس zbüktü, yay haline getirdi

kavlağan

TTü kavla- kabuk dökmek +(g)An TTü kav ağaç kabuğu +lA-

kavlak

TTü: "tüyü dökülmüş" [ Lugat-i Halimi, 1477]
ebtere [Fa.]: kavlak develer ki yük çekmekden kavlamışdur. [ Hamit Zübeyr & İshak Refet, Anadilden Derlemeler, 1932]
kavlak: (...) 2-kabuğu düşmüş: kavlak fırsık, kavlak nohut.

TTü kavla- kabuğu soyulmak +Uk TTü kav ağaç kabuğu +lA-

 kav1


18.09.2017
kavra|mak

≈ ETü kavur-, kavrar derlemek, toplamak, sıkmak

kavram

TTü kavra- +Im

kavşak

TTü kavuş- +(g)Ak

kavşut

<< ETü kavşut kavuşma, buluşma ETü kavış- kavuşmak +Ut

kavuk

<< ETü kavuk [küç.] sidik torbası, mesane ETü kāp torba, tulum +Ik