kavlağan

kavi

Ar ḳawīy قوىّ z [#ḳwy faˁīl sf.] güçlü, muhkem Ar ḳawā güçlü idi

kavil

Ar ḳawl قول z [#ḳwl faˁl msd.] söyleme, söz Ar ḳāla قال zsöyledi, dedi

kavilya

İt caviglia bilek kemiği, kalın çivi << Lat claviculus [küç.] Lat clavus çivi +icul°

kavim

Ar ḳawm قَوْم z [#ḳwm faˁl ] bir bölgede yaşayanlar, ulus, kavim ≈ Ar ḳāma قَامَ zdurdu

kavis

Ar ḳaws قوس z [#ḳws faˁl msd.] yay, kavis Ar ḳāsa قاس zbüktü, yay haline getirdi

kavlağan

TTü: "kabuk döken" [ Merkez Efendizâde, Bâbûsu'l-Vâsıt, 1555]
mıḥrāṭ [Ar.]: Her yılda bir kerre kavlağan yılan. TTü: [ Hamit Zübeyr & İshak Refet, Anadilden Derlemeler, 1932]
kavlağan (Safranbolu, Samsun): çınar ağacı.

TTü kavla- kabuk dökmek +(g)An TTü kav ağaç kabuğu +lA-

 kav1


02.10.2017
kavlak

TTü kavla- kabuğu soyulmak +Uk TTü kav ağaç kabuğu +lA-

kavra|mak

≈ ETü kavur-, kavrar derlemek, toplamak, sıkmak

kavram

TTü kavra- +Im

kavşak

TTü kavuş- +(g)Ak

kavşut

<< ETü kavşut kavuşma, buluşma ETü kavış- kavuşmak +Ut