kavalye

kav1

<< ETü ḳāv 1. ağaç kabuğu, 2. yılan kabuğu ≈ ETü ḳāp torba, kılıf, kabuk

kav2

Fr cave 1. mağara, 2. mahzen, özellikle şarap mahzeni << Lat cavus çukur, oyuk, boşluk, mağara << HAvr *ḱowH-ó-s (*ḱow-ó-s) HAvr *ḱewh₁- (*ḱew-) içi boşalmak veya boşaltmak

kavaf

Ar χaffāf خفّاف z [#χff faˁˁāl mesl.] ayakkabıcı Ar χuff خفّ zince deriden yapılan hafif topuksuz terlik Ar χaffa خفّ zhafif idi

kavak

~? Fa kāvak كاوك zkof, içi boş (sıfat) Fa kāv كاو zçukur, oyuk, kofluk

kaval

Ar ḳawwāl قوّال z [#ḳwl faˁˁāl mesl.] 1. çok konuşan, geveze, 2. gezgin şarkıcı Ar ḳāla söyledi

kavalye

[ Vartan Paşa, Akabi Hikâyesi, 1851]
kavalierleri de bir rabıtalu adem değil ki zavallu damalarına ikram etsin. [ Hüseyin Rahmi Gürpınar, Şık, 1889]
Madam Potiş de süste, nizamda ‘kavalye’sinden aşağı değil idi.

Fr cavalier 1. süvari, 2. dans partneri İt cavaliere süvari, şövalye << Lat caballarius a.a. << Lat caballus at +ari°

Bu maddeye gönderenler: kaşkaval, şövale, şövalye


30.09.2017
kavanoz

Yun gavanós γαβανός zküçük çömlek, bardak OYun gávathon/gavathulós/gavéna γάβαθον/γαβένα zçukur kap, çanak, bardak (Kaynak: DuCG sf. 1:234)Lat cavatus a.a.

kavas

Ar ḳawwās قوّاس z [#ḳws faˁˁāl mesl.] 1. yay çeken, okçu, 2. ok ve yay taşıyan muhafız Ar ḳaws قوس zyay

kavata

Yun gavátha/kavátha γαβάθα/καβαθα zoyma ağaçtan kap, çömlek Lat cavatus [pp.] oyuk, oyulmuş Lat cavare oymak, içini boşaltmak +()t°

kavga

Fa ġavġā غوغا zgürültü patırtı, bağırış çağırış Fa ġav غو zferyat, nara

kavi

Ar ḳawīy قوىّ z [#ḳwy faˁīl sf.] güçlü, muhkem Ar ḳawā güçlü idi