kant

kano

Fr canot ağaç kabuğundan oyulmuş kayık İsp canoa a.a. Karib

kanola

İng canola [abb.] yemeklik yağ üretiminde kullanılan, suni olarak geliştirilmiş bir kolza türü (İlk kullanım: 1978 Kanada.) İng Canadian oil low acid düşük asitli Kanada yağı

kanon

Fr canon 1. yasa, özellikle kilise yasası, 2. ilahilere özgü bir koro tekniği << OLat canon yasa EYun kanōn κανών z1. kargı, kamış, cetvel, 2. ölçü, yasa İbr/Aram ḳanē/ḳaniyā קנה/קניא zkamış, kargı

kanser

Lat cancer 1. yengeç, 2. kanser tümörü, kanser ALat *carcr-os yengeç << HAvr *kr̥-kr̥- sert kabuklu HAvr *kar-¹ sert

kanserojen

Fr cancerogène kanser-doğuran

kant

[ Kutadgu Bilig, 1069]
ata pendi tutsa şakar bolġa ḳand [baba nasihati tutsa tatlı şeker olur] [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
ḳand: Kestirilmiş şeker. Nebat şekeri. Şeker gibi tatlı.

Ar ḳand قند zşeker kamışından elde edilen külçe şeker, şekerleme ≈ OFa kand a.a. Sans khanḍa खण्ड za.a. Drav kanṭu külçe

Not: İng sugar candy > candy "şekerleme" sözcüğü 13. yy'da Arapça sukkar ḳandībiçiminden alınmıştır.


26.03.2015
kantar

Ar ḳinṭār قنطار z [#ḳntr q.] 1. büyük ağırlık birimi, 2. büyük terazi OYun kentinári(on) κεντηνάριον zyüz librelik tartı birimi (yaklaşık 31 kg) (Kaynak: DuCG sf. 1:633)Lat centenarium a.a. Lat centum yüz +ari°

kantara

Ar ḳanṭara(t) قنطرة z [#ḳnṭr q.] taş köprü, taş kemer Aram ḳəṭārā קְטָרָא zkemer, tonoz Aram ḳəṭar קְטַר zbağlamak (iki şeyi) koşmak

kantarma

Moğ kantarga atın dilini bastırmak suretiyle zaptetmeye yarayan demir araç Moğ kantar- gemlemek, atın dizginlerini sıkıca çekmek

kantaron

Yun kentávrion << EYun kentaúrion κενταύρειον zşifalı bir bitki, centaurium öz (EYun) Kentaúros κενταύρος zYunan mitolojisinde at gövdeli efsanevi varlık +()tion

kantat

Fr cantate şarkılı kilise dramı İt cantata şarkılı İt cantare şarkı söylemek << Lat canere, cant- a.a.