kangal1

kanca2

<< ETü kança nasıl, hangi surette, nereye ETü kañu hani, hangi +çA2

kancık

Sogd kançīk [küç.] genç kız ≈ OFa kanīçag [küç.] a.a. ≈ Ave kainyikā a.a. ≈ Sans kanyā́ कन्या za.a. HAvr *ken- yeni, taze

kançılarya

İt cancelleria mabeyn, sekretarya Lat cancellarius 1. mahkemede hakimleri halktan ayıran parmaklığın önünde duran görevli, 2. kapı bekçisi, kapıcı Lat cancelli parmaklık +ari° Lat canna çubuk, kargı, kamış +ell°

kandidiyazis

İng candidiasis ciltte beyaz leke şeklinde beliren mantar hastalığı, pamukçuk Lat candidus beyaz Lat candēre ışımak +id°

kandil

Ar ḳandīl قنديل z [#ḳndl q.] mum, kandil Aram ḳandīlā קנדילא za.a. Lat candēla a.a. Lat candēre ışımak, parlamak, yanmak

kangal1

[ Kahane & Tietze, The Lingua Franca in the Levant, 1560]
[ Evliya Çelebi, Seyahatname, <1683]
ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip ḳanḳal ḳanḳal yığıldı kim üç fil yükü ip oldı.

Yun kanχáli καγχάλι zip halkası, kıvrılmış küme << EYun kánχalos κάγχαλος zhalka, halka şeklinde kapı tokmağı


07.09.2017
kangal2

öz Kangal Sivas'ın bir ilçesi <? öz Kaŋlı bir Türk aşireti

kangren

Fr gangrène doku çürümesi EYun gángraina γάγγραινα za.a., buruşma, posaya dönme

kanguru

İng kangaroo (İlk kullanım: 1770 James Cook, İng. kâşif.) ~? Avustral

kanı

TTü kan- +I(g)

kanıksa|mak

TTü kanık kanmış +sA-