kaltak

kalpak

<< OTü kabalak keçe külah <? ETü kaba keçe

kalpazan

Fa ḳalbzan قلبزن zbozuk (tağşiş edilmiş) para basan § Ar ḳalb قلب zbozuk Fa zan زن zvuran, darp eden

kalsedon

Fr chalcédoine İng chalcedony bir tür yarı değerli kristal Lat chalcedonius a.a. EYun χalkēdōn χαλκηδών za.a. <? öz χalkēdōn Anadolu'da bir kent, Kadıköy

kalsiyum

YLat calcium bir element (İlk kullanım: 1808 Sir Humphrey Davy, İng. kimyacı.) Lat calx, calc- kireç veya kireçtaşı (kalsiyum oksit) +ium

kaltaban

Fa kaltabān كلتبان zpezevenk, deyyus

kaltak

KTü: [ Codex Cumanicus, 1303]
rofian [pezevenk] - Fa: guidi [gidi] - Tr: kaltak (...) rofiana [fahişe] - Tr: χaltak Çağ: [ Pavet de Courteille, Dictionnaire Turc Oriental, <1500]
kaltak: cuir de la selle, la selle elle-même [eyer köselesi ve eyerin kendisi] [ Anonim Tevarih- Al-i Osman, 1555]
Kaltak eyerlü ve yırtmac kürklü, örmec kuşaklı ve kabalak dülbendlü at oğrılarını dévşürüb göndermiş. TTü: [ Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki, 1900]
kaltak: (...) 3. Namussuz ve mübtezel kadın.

<< OTü kaltak 1. eyer köselesi, 2. ahlaksız adam, deyyus ETü kalıt- kaldırmak +(g)Ak

 kalk-

Not: Anlam evrimi açık değildir.


14.09.2017
kalubela

Ar ḳālū balā قالو بلا z«evet dediler», Kuran'a göre Allah'ın 'ben sizin rabbiniz değil miyim?' sorusuna insanların verdiği cevap § Ar ḳālū قالو zdediler Ar balā بلا z(olumsuz bir soruya cevaben) evet

kalye

Ar ḳalya(t) قلية z [#ḳlw faˁla(t) ] kızartma, tavada kızartılmış yemek Ar ḳalā yaktı, kızarttı

kalyon

Ven galión [büy.] İsp galeón 12. yy'dan itibaren Akdeniz'de kullanılan kürekli ve yelkenli büyük gemi OYun galéa γαλέα zbir tür kürekli gemi, trireme EYun galeós γαλεός zmersin veya köpek balığı (Kaynak: DuCG sf. 1:235)

kâm

Fa kām كام zsevgi, arzu, zevk ≈ Ave kāma- sevmek << HAvr *kóh₂-mo-s (*kṓ-mo-s) HAvr *keh₂- (*kā-) sevmek

kama

<< TTü kakma çivi, özellikle küt başlı çivi