kaltaban

kalp2

Ar ḳalb قَلْب z [#ḳlb faˁl msd.] değişme, dönme, tersine çevirme Ar ḳalaba قَلَبَ zdöndürdü, çevirdi

kalpak

<< OTü kabalak keçe külah <? ETü kaba keçe

kalpazan

Fa ḳalbzan قلبزن zbozuk (tağşiş edilmiş) para basan § Ar ḳalb قلب zbozuk Fa zan زن zvuran, darp eden

kalsedon

Fr chalcédoine İng chalcedony bir tür yarı değerli kristal Lat chalcedonius a.a. EYun χalkēdōn χαλκηδών za.a. <? öz χalkēdōn Anadolu'da bir kent, Kadıköy

kalsiyum

YLat calcium bir element (İlk kullanım: 1808 Sir Humphrey Davy, İng. kimyacı.) Lat calx, calc- kireç veya kireçtaşı (kalsiyum oksit) +ium

kaltaban

[ Mesud b. Ahmed, Süheyl ü Nevbahar terc., 1354]
Eşek ḳaltabānsın u ebleh deyyūs̠

Fa kaltabān كلتبان zpezevenk, deyyus


25.05.2015
kaltak

<< OTü kaltak 1. eyer köselesi, 2. ahlaksız adam, deyyus ETü kalıt- kaldırmak +(g)Ak

kalubela

Ar ḳālū balā قالو بلا z«evet dediler», Kuran'a göre Allah'ın 'ben sizin rabbiniz değil miyim?' sorusuna insanların verdiği cevap § Ar ḳālū قالو zdediler Ar balā بلا z(olumsuz bir soruya cevaben) evet

kalye

Ar ḳalya(t) قلية z [#ḳlw faˁla(t) ] kızartma, tavada kızartılmış yemek Ar ḳalā yaktı, kızarttı

kalyon

Ven galión [büy.] İsp galeón 12. yy'dan itibaren Akdeniz'de kullanılan kürekli ve yelkenli büyük gemi OYun galéa γαλέα zbir tür kürekli gemi, trireme EYun galeós γαλεός zmersin veya köpek balığı (Kaynak: DuCG sf. 1:235)

kâm

Fa kām كام zsevgi, arzu, zevk ≈ Ave kāma- sevmek << HAvr *kóh₂-mo-s (*kṓ-mo-s) HAvr *keh₂- (*kā-) sevmek