kıran2

kır|mak

<< ETü kır- kazmak, kazımak ETü kıy- +(g)Ur-

kıraat

Ar ḳirāˀa(t) قرأة z [#ḳrA fiˁāla(t) msd.] okuma Ar ḳaraˀa قرأ zokudu Aram ḳərā קרא‎ z [#ḳry] 1. çağırma, seslenme, 2. okuma, özellikle kutsal kitap okuma, kıraat etme

kıraç

<? TTü kır

kırağı

<< ETü kıraġu kırağı ≈ Moğ kiragu a.a.

kıran1

ETü kır- 1. kesmek, 2. öldürmek, katliam etmek +(g)An

kıran2

[ Mesud b. Ahmed, Süheyl ü Nevbahar terc., 1354]
yöridi deŋiz kıraŋında biraz / cühūd ile söz açar idi az az

<< TTü kıraŋ kenar, kıyı <? TTü kır-

 kır-

Not: Halk ağızlarında ve özellikle Anadolu yer adlarında görülen sözcük, "salgın hastalık" anlamındaki kıran 'dan ayrıdır. Belki Fa kenār biçiminden metatez düşünülebilir.


03.04.2019
kıranta

<? TTü kır [fem.] gri

kırat

Ar ḳirāt قرات z1. keçiboynuzu çekirdeği, 2. bir tartı birimi EYun kerátion κεράτιον z [küç.] 1. «boynuzcuk», keçiboynuzu bitkisi, ceratonia siliqua, 2. keçiboynuzu çekirdeğine eşdeğer tartı birimi EYun kéras κέρας zboynuz +ion

kırba

Ar ḳirba(t)/ḳirrāba(t) قربة z [#ḳrb fiˁla(t) mr.] su tulumu

kırbaç

TTü kırp- dövmek +(g)Aç

kırçıl

§ TTü kır gri TTü çal/çil karışık renkli, alaca, çil