aza

ayyar

Ar ˁayyār عيّار z [#ˁyr faˁˁāl mesl.] gezgin, serseri, arsız, hergele Ar ˁāra عار zgezdi, (yaban eşekleri gibi) sağa sola seğirtti

ayyaş

Ar ˁayyāş عيّاش z [faˁˁāl mesl.] iyi (bolluk içinde) yaşayan kimse Ar ˁāşa عَاشَ z [#ˁyş] yaşadı, geçindi

ayyuk

Ar ˁayyūḳ عيّوق z [#ˁyḳ] keçi yıldızı, Capella, gökyüzünün en yüksek yeri

az

<< ETü āz çok değil

az|mak

<< ETü az- yoldan çıkmak, şaşmak

aza

"uzuv (tekil)" [ Aşık Paşa, Garib-name, 1330]
her bir aˁżā bir hüner issi olur [her organ bir hüner sahibi olur] YO: "... üye" [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
aˁżā: (...) Bir encümenin erkânından biri. Meclis aˁżāsı.

Ar aˁḍāˀ أعضاء z [#ˁḍw afˁāl çoğ.] uzuvlar, organlar Ar ˁuḍw عضو z [t.] organ

 uzuv


04.05.2015
azade

Fa āzāde آزاده zözgür kişi, soylu Fa āzād آزاد zözgür +a

azal|mak

<< OTü azal- TTü az +Al-

azamet

Ar ˁaẓama(t) عَظَمَة z [#ˁẓm faˁala(t) msd.] aşırı derecede büyük olma, muazzam olma, yücelik Ar ˁaẓuma عَظُمَ zaşırı büyük idi, muazzam idi

azami

Ar aˁẓam أعْظَم z [#ˁẓm afˁal kıy.] daha büyük, en büyük Ar ˁaẓīm عَظيم z [sf.] büyük, ulu

azap

Ar ˁaḏāb عذاب z [#ˁḏb faˁāl ] acı, eziyet, sıkıntı Ar ˁaḏaba عذب zengel oldu, sıkıntı verdi