ağda

2

<< ETü aġ/aŋ ayrım, ayrık, iki bacağın veya iki parmağın arası

ağa

≈ Moğ aḳa ağabey, saygı unvanı Ar aχ, aχī أخ zerkek kardeş, saygı hitabı

ağabey
ağaç

<< ETü yıġaç ağaç

ağar|mak

<< OTü ağar- beyazlaşmak, (mec.) ihtiyarlamak ETü ak beyaz +Ar-

ağda

[ Evliya Çelebi, Seyahatname, <1683]
cümle χoşâbcı ve pâlûdeci ve ağdacı ve helvâcılar [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
ağda آغده: Tencerede dolandırıp karışdırarak koyulttukları pekmez ve saire, akide macun, kamış helvası. Ağda yapıştırmak: Tüy ve kıl yolmak. ağdalı "yoğun ve zor anlaşılır" [ Cumhuriyet - gazete, 1930]
mektubun hayli ağdalı olan diğer sahifelerindeki

<< TTü ˁaḳīde (şekeri) عقيدة zkoyulaştırılmış pekmez

 akide

Not: Akide sözcüğünün telaffuz ve anlam değişikliğine uğramış varyantıdır.

Benzer sözcükler: ağdalanmak, ağdalı


19.08.2017
ağı

<< ETü aġu zehir

ağıl

<< ETü aġıl hayvan barınağı, çitle çevrili alan

ağır

<< ETü aġır 1. hafif zıddı, 2. pahalı, değerli

ağırla|mak

<< ETü aġırla- onurlandırmak, izzet ve ikram etmek ETü aġır +lA-

ağırşak

<< ETü aġırşuk yün eğirmede kullanılan sarkaç << ETü *aġırsuk ETü aġır +sUk